Kurban Risalesi

KURBAN NEDIR

Kurban, Yakınlık manasınadır ve kendisi ile Allah’a yaklaşılan şey, demektir. Bu itibarla dini manada kurban: “Allah’a yaklaşmak için belirli vakitte kesilen hususi hayvanın adıdır”.

Kurban kesmekten asıl maksat: İlahi emre itaat ve teslimiyetle, Kul’un  Allah’a yakınlık kazanmasıdır.

Kurban, Hak yolunda fedakarlığın bir alâmeti, Cenâb-ı Allah’ın verdiği nimetlerin bir şükranesidir. Bunun neticesi de, bir çok sevaba nâil olmak ve  nice felâketlerden kurtulmaktır.

 Kurban bayramında kesilen kurbanın, Din ıstılâhındaki asıl adı “Udhiyye kurbanı”dır. Fıkıh ilminde kurbanın bu isimle anılması; bayram günlerinde kurbanların umumiyetle Duhâ vakti, yani kuşluk vaktinde kesilmiş olması sebebiyledir. (Şir’atül islam  sh. 218)

 Türk dilinde Kurban lafzı, Din ıstılahındaki Udhiye kelimesinin karşılığı olarak kullanılır. Kurban da, Udhiyye kelimesi gibi Arapça bir tabir olmakla beraber, lisanımızda çok kullanıldığından Türkçeleşmiş bir kelime olmuştur.

Kurban, örfümüzde Allâha yaklaşmak için kesilen kurbanlığa denirse de asıl manası : Allaha yaklaşmak için sunulan her hangi bir şey demektir. Ki, gerek kurbanlık ve gerek diğer sadakalardaki yaklaşma ruhunu ifade eden daha umumi bir mana taşır. (Hak Dini Kur’an dili 3-222)

 Kurban kesmek; Vâcibât-ı İslam’dandır. Bu itibarla bir kimse, kurban kesmek yerine parasını tasadduk edeyim dese veya kurbanın vakti geçmeden onu canlı olarak tasadduk etse, bu câiz olmaz, kurban, eda edilmiş olmaz. Kurbanın rüknü; kurban edilmesi caiz olan hayvanın, usulüne uygun olarak Allah için kanının akıtılmasıdır. (Nimetul İslam 1162)

Kurban kesildikten sonra eti telef olup zayi olsa dahi vâcip olan borç edâ edilmiş olur. (Hindiye-Şir’atül-İslam: 218)

KURBANIN MEŞRUİYYETİ

(Habibim!)  Sen onlara, Adem’in iki oğlunun haberini hakkıyle oku. Hani ikisi de birer kurban takdim etmişlerdi. Birininki kabul edilmiş, diğerininki ise kabul edilmemişti. (Maide 27 Sh-113 D.oğlu trc)

Ayet-i kerimesi ve diğer bazı ayet-i kerimelerden anlaşılacağı üzere Önceki ümmetlerde de meşru olan kurban : Ahir zaman ümmeti için, hicretin ikinci senesinde meşru kılınmıştır. Kurban’ın meşruiyeti; kitap, sünnet ve icmâ-ı ümmet ile sâbittir.

Kur’ân-ı Kerim  Kevser sure-i celilesi’nde şöyle buyurulur :

“Resulüm! Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik. Sen de Rabbin için namaz kıl ve kurban kesiver. Doğrusu sana hınç besleyendir sonu kesik Ebter. (Hak Dini Kur’an Dili)

Resul-i Ekrem’in evladı Hazret-i Kasım vefat ettiğinde müşriklerden Ebu Cehil, As ibni Vail ve Ukbe bin Muayt gibi  nasipsizlerin; kendisine, nesli kesik manasında “Ebter”  demeleri üzerine Hazret-i Allah, bu sure-i celile’yi inzal buyurarak münkirlere cevap vermiş ve mahzun olan Resulü’nün mübarek kalbini teselli etmiştir. (Elm. 9-511)

İmandan nasibi olmayan müşrikler; yüce peygamberin erkek evlatları Kaasım, Abdullah ve İbrahim Hazeratının vefat etmesiyle, neslinin de kesileceğini ve adının, sanının unutulacağını hayal etmişlerdi.

Halbuki, nice nesillerden kendisine tabi olan milyarlarca Müslüman ve bu Müslümanların asırlardır doldurduğu başta Haremeyn olmak üzere küre-i arzın her tarafındaki milyonlarca mescid, işte bu sure-i celîle’nin bereketi ve açık bir mucizesi olmuştur.

Denilmiş oluyor ki : Resulüm Yâ Muhammed! müşriklerin söylediklerine sakın mahzun olma! zira, senin adın, kainat durdukça en yükseklerde olacak. Milyarlarca Müslümanın dilinde senin fazl-u kıymetin terennüm edilecek. Kıyamete kadar, hep senin getirdiğin din ve senin sünnetin anılacak, mahşerde de, büyük şefaat hakkı sana nasip olacak.

KURBAN KİMLERE VACİPTİR

Kurban kesmek : hür, mukim müslim ve zengin olan kimse için bir vecibedir.

 İmam Muhammed’in (rahimehullah) sahih görülen kavline göre, akıl- baliğ olmak da şarttır.

 Yolcu, yani müsafir olanlara kurban kesmek vacip değildir. Zira, seferde kurban temininde güçlük olacağı gibi, etin değerlendirmesi ve kurbanın, esas maksadı olan fakirlere, komşu ve dostlara ulaştırılmasında bazı güçlükler olabilir. (Fethul-Kadir 8-71)

 Müsafir, nafile olarak kurban keserse caiz olur. Mukim iken kurban alıp sonra sefere çıkan zengin kişi, kurbanı satsa caizdir. Fakir ise satamaz, çünkü (niyet etmekle) üzerine vacip oldu, denilmiştir. (Durri Muhtar)

Fakir kimsenin, kurban niyetiyle horoz ve tavuk kesmesi, Mecusi âdeti olduğundan câiz  değildir, mekruhtur. (Hindiyye)

 Zenginden maksat : asli ve zaruri ihtiyacından başka en az 20 miskal yani 80,18 gram altun’u bulunan veya 200 dirhem yani 640 gram  gümüşü olan veya bu miktarda bir mala sahip olan kimse demektir. Günümüzde nisab  mıktarının tesbitinde Altun’un ölçü alınması daha uygun olur.

Bu mal,  Nami (=artıcı ticaret malı) olsun olmasın müsâvidir. Zekat gibi, üzerinden bir sene geçmesi de şart değildir. Kişinin kurban bayramında bu imkana sahip olması yeterlidir.

 Hanbeli mezhebine göre, kurban kesmeğe gücü yeten demek : “Eğer ödeyebilecekse, borç almak suretiyle dahi olsa kurban bedelini elde edebilen kişi demektir”  (El-fıkhul islami ve edilletühü 3-600)

Onun içindir ki, hakiki müslümanlar, kurban kesmemenin değil, her hâl-u kârda kurban kesmenin çarelerini aramalı, bir sene zarfında ödeme imkânı olanlar, borç para bularak da olsa, bu şerefli hizmetten mahrum kalmamalıdırlar.

ERKEK VE KADININ KURBAN KESMESİ

Kurbanın vacip olmasında erkek olmak şart olmadığından nisâba mâlik hanımlara da kendi parasıyla kurban kesmek vaciptir. (Nimetül- İslam  1162)

Günümüzde bazıları kendisi için kurban kestiği halde zengin sayılan hanımı için ayrıca kurban kesmemektedir. Halbuki, varlıklı olan hanımların veya başka serveti olmasa bile, mihr-i muaccel (=peşin nikah parası) olarak aldıkları altunlar ve üç takımdan fazla olan elbiselerinin kıymeti kurban için tâyin edilen nisab miktarına ulaşırsa hanımların da kurban kesmesi vâcibdir.

Umumiyetle hanımlar, mihr-i muaccel’lerini beylerine vermektedirler. Beyleri de onu alıp, sermâyelerine ilâve ederken, ileride o parayı hanımlarına ödeyeceklerini söylemektedirler.

Bu takdirde hanımın yanındaki mevcut paralar ile beyine borç olarak verdiği mihr-i muacceli, eğer nisap miktarına ulaşırsa, sadece hanenin erkeği değil, hanımın da, ayrıca kurban kesmesi vâcip olur.(Kaynaklarıyla İslam fıkhı 11-12)

ASLİ VE ZARURİ İHTİYAÇ NE DEMEKTİR

İslâm’a göre bir âilenin temel zaruri ve asli ihtiyaçları şunlardır :

-Barınabileceği bir ev ile onun donatımı ile ilgili normal ev eşyası.

-Binek hayvanı veya bisiklet, motosiklet otomobil ve benzeri bir vasıta.

-Günlük, bayramlık ve iş için olmak üzere üç kat elbise.

-Bir adet silah.

-Çift sürmede kullanılan bir çift öküz veya traktör ve zirâi âlet -edevat.

-Sanat sahibinin meslek âletleri.

-Her eserden bir takımı aşmamak üzere elinde bulunan kitaplar.

Vitrin doldurmak için alınmış kitaplar hep, nisap miktarına eklenir.  (İslam Hukuku Elm.2-430)

Hane halkının bir senelik nafakası için ambarda bulunan erzak.

İşte bunlar, temel ihtiyaçlar olup, bundan fazla olarak ailede bulunan ziynet, eşya ve borcunun tutarının haricindeki nakit mevcutlar Nisab fazlası demek olur ki,  bunlara sahip olan müslümanlar, kurban kesmekle mükellef olurlar.

 Kurban bayramının üçüncü günü, güneşin batmasından evvel nisâba mâlik olan mükellef bir müslüman, kesmeyip de sonra fakir düşse, bu husustaki kurban borcu uhdesinde vâcip olarak kalır, ömrü içinde onu ifa etmedikçe borç düşmez. (B.İsl.ilmh. 390)

MECNUN VE ÇOCUKLARIN KURBANI

Sabiler ve mecnunlar kurban kesmekle veya velileri onlar namına kurban kesmekle mükellef değildirler. İmam Muhammed’e (Rhm.) göre akıl ve buluğ şarttır ve  fetvâ da bu veçhiledir.

Fakat, kurban vecibesi, mal’a taalluk eden bir vazife olduğundan, zengin olan çocuğa kurban lazım gelmesi, tercihli ve ihtiyatlıdır.  (Hidaye-Şir’atül-İslam 222)

 Bu itibarla Hanefi mezhebi hükmünde İmam-ı Azam ve Ebu Yusuf’a göre, zengin olan mecnun’un ve sabi’nin mallarından babaları, yahut velileri kurban kesmesi lazımdır.  (B. İslam. İlmh.  S-390)

 Kişinin zevcesinden ve yetişkin evladından izinsiz kurban câiz olmaz. (Kaadihan) Lâkin İmâm-ı sâni istihsanen tecviz etmiştir. Mecnun ve ma’tuhun hükmü de sabi gibidir. (İbnu abdn-Hindiyye)

HANGİ HAYVANLARDAN KURBAN OLUR

Beş nevi  ehli hayvandan, yani koyun, keçi, sığır, manda ve deveden kurban olur.

Vahşi bir sığır, ehlileşmiş bile olsa, kurban edilemez. Ehli iken sonradan vahşileşen bir hayvan ise kurban edilebilir. Anası ehli olan vahşileşmiş bir hayvanın da kurban edilmesi caizdir. (Bahrul-udhiye  Sh-32)

 Yaş itibariyle kurban olabilmesi için, koyun ile keçi birer yaşını bitirmiş bulunmalıdır. Ancak, koyunlar, altı ayını bitirmiş olup, bir yaşında imiş gibi  ve anası kadar vücutlu ve gösterişli olursa kurban olabilir.

Deve, en az beş yaşını, manda ve sığır da iki yaşını bitirmiş bulunmaları şarttır. Bu yaşı doldurmayan hayvanlardan kurban olmaz.

 Kurbanda, deve manda ve sığırın dişisi, koyun ve keçinin ise erkeği efdaldır. Eğer etleri müsâvi ise, koyun ve keçi, sığırın yedide bir hissesinden efdaldır. Eti daha fazla ise sığırın yedide bir hissesi koyun ve keçiden efdal olur. (B.İsl.İlmh….. )

KURBANIN BESLİ OLMASI

Gösterişli, iyi beslenmiş, eti çok ve pahası yüksek olan hayvanı kurban etmek daha faziletlidir. Bir âyet-i kerimede şöyle buyurulmaktadır:

 “Her kim Allah’ın nişanelerine kurbanlıklarına ta’zim gösterirse, şüphesiz bu, kalplerin takvasındandır

Demek ki her  kim, Allahın nişanelerine, hürmetli kıldığı alametlere saygı gösterirse, şüphesiz o saygı duyma, kalplerin takvasındandır. Gönülleri kötülükten himaye edip koruyan sebeplerdendir. (Hak Dini K.dili 5-488)

“Allahın şeâiri : kulluk vazifelerini onlar vesilesiyle yapmaya insanları davet ettiği eserlerdir. Peygamber,

Kur’an, Kabe, namaz, ezan (ve kurban gibi). Bunlara gösterilen saygı da, onlar hakkında gösterilen kusur da, Allaha karşı yapılmış sayılır. (Hac 32 Sh-335 Suat Yıldrm  terc.335)

O halde; kurbanlara saygı göstermeli, hürmetle bakmalı ve onları, ancak Allahın adını anarak kurban etmelidir.

Resulüllah (s.a) da bir Hadis-i Şeriflerinde (mealen) şöyle buyurmuştur:

“Kurbanlarınızı büyük tutunuz. Çünkü o, sizin sırat üzerindeki bineğiniz olacaktır”  (Mebsut –es serahsi 12-10)

Yani daha gösterişli ve güzelini kesmeye gayret ediniz, demektir.

 Nitekim, Resul-i Ekrem sallellahu aleyhi vesellem  efendimizin kestiği kurbanlar, hep gösterişli ve dikkat çekici güzellikte idi.

Yine bir defasında : gözleri siyah, göğsü, sırtı ve ayakları siyah ve diğer tarafları bembeyaz süslü bir koç kesmesi, Ashabın sevgi ve ilgisini çekmişti. Bu husus, bir çok eserde  nakledilmiştir.

Bu sebeple, gözleri, karnı ayakları ve göğsü siyah ve diğer tarafları beyaz olan koyun kesmek övülmüş ve ziyâdesiyle efdal görülmüştür. (İbnu abidn- N. İslam)

KURBANA MANİ OLAN HALLER

Bir hayvanın kurban olabilmesine mâni haller şunlardır :

İki gözü veya bir gözü kör olmak. Dişlerinin ekserisi düşmüş olmak ve kulakları kesilmiş olmak. Boynuzlarının biri veya ikisi kökünden kırılmış olmak. Kulağının veya kuyruğunun yarısından ziyadesi veya memelerinin başları kopmuş olmak. İdrarından kan gelmek. Kulakları veya kuyruğu doğuştan bulunmamak. Kesileceği yere gidemeyecek derecede topal veya hasta olmak.

Şayet zikredilen bu haller, kurban satın alındıktan sonra olmuş olsa, sahibi zengin ise başka kurbanlık alır. Fakir ise, o kurbanı keser. Fakire kurban vacip olmadığından, satın alırken bile bu tarzda kusurlu bulunan hayvanı alarak kurban edebilir.

 Yavrulaması yakın olan hayvanı kesmek mekruhtur.

 Kurbanı kesmeden önce tüylerini kırpmak, sütünden istifade etmek mekruhtur. Kırpmış ise bu tüyleri tasadduk etmek lazımdır.

 Kurbanlık hayvanın :  Uyuzlu, deli, topal ve şaşı olması, boynuzsuz olması veya boynuzunun biraz kırık bulunması, kulaklarının delinmiş veya enine doğru yarılmış olması, kulaklarının uçlarından kesilip sarkık bir halde bulunması, dişlerinin azı düşmüş olması, tenâsül uzvu  buruk bir halde yaşaması, o hayvanın kurban olmasına mâni teşkil etmez.(Büyük İslam ilmh. 391)

KURBANLIK HAYVAN ÖLÜRSE

Alınmış kurban, kesilmeden ölmüş olsa, sahibi zengin ise tekrar kurbanlık alır. Fakir ise artık yenisini alması icap etmez, çünkü zaten kendisine kurban vacip değildir. Niyet ettiği kurbanlık da öldüğüne göre, yeniden kurbanlık alması icap etmez.

ÇOK ÖNEMLİ BİR HUSUS

Kurban için alınan bir hayvan kaybolur veya çalınır da, yerine bir kurbanlık daha alındıktan sonra kaybolan kurbanlık bulunursa, sahibi fakir ise her ikisini de kesmek icap eder. Zengin ise, yalnız birini keser.

Çünkü, fakir olduğu halde ve mükellef değil iken bir hayvanı kurban niyeti ile almakla bizzat o hayvan, kurban edilmek üzere tayin edilmiş ve bir nevi adak gibi, fakirin üstüne vâcip olmuş olur. (B.İslm.İlmh 392)

 Ancak, fakir olan kimse, bu sonraki kurbanı alırken evvelkine bedel olmak üzere niyet etse o takdirde evvelki bulunursa onu veya elindeki iki hayvandan dilediğini kurban eder. İkisini de kesmesi gerekmez. (Hindiye)

Zengin olan ise, kurban kesmekle zaten mükelleftir. Bir hayvanı almakla, mutlaka o hayvanı kurban etmesi bazı mezhep imamlarına göre??? şart olmaz. Çünkü, o hayvan üzerinde hususi bir niyet yapmamış, sadece dinen borcu olduğu için bir kurbanlık almıştır. İster onu, isterse satıp başka her hangi bir hayvanı kurban edebileceğinden, kaybolan bulununca, elindeki iki hayvandan birisini kesmesi yeterli olur. (B.İs.İlmh 392 )

ZAMANINDA KESİLEMEYEN KURBANLIK

Kurban bayramında kesilmek üzere satın alınmış olan kurbanlık, ister zenginlikten dolayı gerekli olan kurban olsun, ister adak kurbanı ve isterse hayır için nâfile bir kurban olsun, her hangi bir sebeple kesilmeyip de bayramın üç günü geçmiş bulunsa, o hayvanın, canlı olarak tasadduk edilmesi lazımdır. (kesilse de artık udhiye kurbanı manası taşımaz, etinden de sahibi yiyemez) (İslam hukuku Elm.2-431 ve B.is.ilm.395)

KURBANIN KAZASI

Kurban, vâcip bir ibadettir; her vâcibin kazâsı olduğu gibi, kurbanın da kazâsı vardır. Kurbanlık hayvan, alındıktan sonra kaybolmuş veya ölmüş ise, kurban kesmenin vakti de geçmiş ise o kurbanın kazası: mükellef olan kişinin, artık onun kıymetini fakirlere tasadduk etmesi suretiyle olur. Gelecek sene bayram gününe kadar tasadduk etmemiş ise, bayram günlerinde dahi onu kesmesi değil de, tasadduk etmesi lazımdır.  Çünkü kan akıtmak, artık tasadduka intikal etmiş olur, bunun etinden, sâhibi yiyemez. (İslam hukuku 2-431 Elmalılı- B.İslm. ilmh-395)

KURBANDA ORTAKLIK

Bir koyun veya keçi, yalnız bir kişi namına, bir deve veya sığır ise birden yedi kişi namına kadar kurban olabilir. Ortak adedinin tek veya çift olması veya 7 hisseden az olmasında sakınca yoktur. Ancak, ortakların her biri müslüman olmalı ve mâlik olduğu hissesini, Allah rızası için kurban etmek niyetinde bulunmalıdır. Birinin niyetinde, Allahın rızâsının dışında bir maksad olursa kesilen kurban bâtıl olur, diğer ortakların yeniden kurban kesmesi icap eder. Hatta ortaklardan birisi, ‘Ben kurbanı et ihtiyacımı karşılamak için kesiyorum’ dese, tamamının  kurbanı geçersiz olur. (      )

Günümüzde İslâm’ı red eden ideolojilere itikat eden kimseler, âdet olarak kurban kesmekte veya kurbana ortak olmaktadırlar. Bu gibi ortaklıklardan kaçınılması ve çok titiz davranılması gerekmektedir. (Nimetul İslam. 2-129 Kitabı Udhiye -İslm ilmh Emanet ve ehl. 568)

Ortaklardan biri meyyit ya da bunamış olursa zarar vermez. (Kaadihan)

 Ortakların bir kısmı vâcip olan udhiyye kurbanına, bir kısmı da adak, nâfile veya nesîke kurbanına niyet etmiş olmaları zarar vermez.

Kurbanda ortakların bazısı edaya ve bazısı kazâya niyet etseler bundan dahi kendileri yiyemez, tasaduk edilir. (Zira, Kaza halinde borç, kurbanın bedeline intikal etmiş bulunmaktadır.) (İbnu Abidin)

Müstehab ve makbul olan, ortakların bir neviden olmalarıdır, muhtelif neviden olması mekruhtur. Tamamı âdeta et olur diyen de vardır. Ortakların hisselerinin müsâvi olması da şarttır. (Vahdeti-Durer-Hindiyye)

Ama, “mutlak nezir, koyun ve keçiye vâki olur” diyen kavle göre kurban nevilerinin başka olması câiz olmaz. (çünkü, koyun veya keçi nezretmiş iken, o takdirde sığır hissesini kurban etmiş olacaktır). (Hulasa)

NEZİR VE ADAK NEDİR

Nezir (ya da adak) ; bir şeyi kendi üzerine vâcip kılmaktır. “Şu işim olursa, bir fakire şu kadar para vereceğim” diyen kimseye, o iş tahakkuk ettiğinde o parayı fakire vermesi vâcip olur. Bunun gibi, Oğlum okulunu bitirirse bir kurban keseceğim diyen kimseye de okul bittiği takdirde bir kurban kesmesi vâcip olur.

Adak kurbanlarının çok mühim özelliği şudur ki, böyle bir kurbanı kesen kimse ondan yiyemeyeceği gibi, usul ve füru’u, yani annesi, babası ve daha büyükleri ile çocukları ve torunları da yiyemez. Kezâ, nafakası onun üzerine olanların yemesi de câiz olmaz.

 Yedi kişinin ortak olarak kesebileceği büyük baş bir kurbanı, dilerse bir kişi sadece kendi namına kesebilir. Hissedar adedi az ve kurban büyük  olursa daha fazla sevap kazanılmış olur.

 Kurbanda müstehab olan, ortakların kurbanı birlikte almalarıdır. Bu mümkün olmaz ise, içlerinden birine tâlimat vererek aldıktan sonra ona katılmalarıdır. Ortak kesmeye niyet etmeden ve ancak kendi adına bir sığır alırsa, sonra ortaklar alması câiz olmaz. (Durri Muhtar)

Kurbanı alırken ortak kesmeye niyet ederse kerâhetsiz caiz olur. Niyet etmez ise, kerâhet ile câiz olur. Tercih edilen hüküm budur. (Veciz-Kasapzade)

Ama kendisi için alınmış büyükbaş kurbanda esah olan hüküm şudur : Alan kimse zengin ise yanına ortak alması câizdir, fakir ise, ortak kabul etmesi câaiz olmaz. (Miftah)

 Eğer, bu şekilde kurbanı kendisi için almış bulunan kişi, esasen kurban kesmekle mükellef olmayan fakir bir kimse ise, bir kavle göre başkalarının sonradan ortak olmasına râzı olamaz. Çünkü, onun keseceği bu kurban, bir adak mesabesindedir. O, böyle büyük baş bir kurbanı satın almakla onu kendi nefsine vâcip kılmış olur.

Şu var ki, sonradan yanına başka ortaklar bulup birlikte kesmek niyetiyle ve kendisinin sadece bir hissesi olmasını düşünerek o hayvanı satın almış ise; o takdirde fakir de olsa, zengin de olsa, yeni hissedarlar kabul etmeleri câiz olur.

KURBAN ETİNİN TAKSİMATI

 Kurbanın eti, hissedarlar arasında, tahmini hesap ile değil, tartı ile birbirine eşit bir şekilde taksim edilmelidir.

 Kurbanın postu, hayır için tasadduk olunur veya seccade ve sofra gibi evde kullanılacak bir şey yapılır. Ancak, kurbanın taşıdığı ruh ve mana bakımından derisini ilim tahsili yolundaki talebelere vermek, çok yönlü bir fazilet teşkil eder.

MURDAR OLMAK VEYA OLMAMAK

 Her hangi bir zamanda hasta hayvan kesildiğinde hareket eder yahut kesilince kan akarsa eti yenir. Bu iki alâmetten biri olmaz ve keserken canlı olduğu bilinmezse yenmez.

 Kesilmeden ölen hayvan murdar olduğu gibi, boğulan, başı koparılan, beynine tokmak vurularak veya kulak tozuna şiş saplamak suretiyle öldürülen hayvanlar da murdardır, eti yenilmez.  Enseden kesilen hayvan, vedec denilen iki şah damarı kesilmeden ölürse lâşe olur, yenmez. (Nimetül İslam 678)

 Bir yerden yuvarlanarak ölen veya bir hayvanla güreşirken süsülerek veya kurt parçalayarak ölen hayvan da murdardır, ölmeden önce yetişip kesilmedikçe eti yenmez. (Nimet. İslm. 678)

 Hayvanlar, besmele ile yani  “bismillah”  veya “Bismillah Allahu Ekber” diyerek kesilir. İkincisini söylemek daha iyi ve müstehab’dır. Kesen kimse, besmeleyi kasten, yani bile bile terk ederse, o hayvanın eti yenmez. Fakat unutarak veya besmele-i şerife ile helal olacağını bilmeyerek cahillikle terk ederse zarar vermez.

 Kurban kesilirken, kasabın elinin üzerine kendi elini koyan kurban sahibinin de, besmele çekmesi şarttır. (B.İslam.İlmh 393)

Keserken, kurbanın herhangi bir sebeple murdar olması halinde, eti yenmeyeceği gibi, sahibinin kurban borcu da ifa edilmiş olmaz.

 Kesilen kurbanın karnında canlı yavru çıkarsa o da kesilip yenir, ölü olarak çıkarsa eti yenmez.

 Kurban edilmek üzere satın alınan veya beslenen hayvan doğursa bakılır : Sahibi fakir ise yavruyu da annesiyle birlikte keser. Zengin ise yavruyu kesmesi gerekmez. Kurban günlerinde veya bu günlerden sonra yavruyu diri olarak tasadduk eder. (İslam hukuku 2-433 Elmalılı)

KURBANI KİM KESMELİ

 Erkek-kadın herkes, elinden gelirse kurbanı sahibi kesmelidir.  Kesenin erkek olması şart değildir. Kesememek, erkek için bir kusurdur. Olmazsa ehil olan münasip bir müslümana emredip kestirmeli, kendisi de başında bulunmalıdır. (Nimetül İslam)

 Müslüman kadının ve bunamış da olsa yaşlının ve genç çocuğun kestiği helâldir.

 Kitap ehli olanın, dil-siz ve sünnetsiz olanın kestikleri yenir fakat mekruhtur. Din’sizin, ateşe ve puta tapanın, İslam’dan uzaklaşan mürtedd’in ve besmeleyi bilerek terk edenin kestikleri helal olmaz.(Nimetül-İslm)

ALLAHA TAHSİS ŞART

– Kurbanda kişi, niyetini Allah için tahsis eder.

İbrahim Aleyhisselam önce oğlunu Allah’a feda edip, sonra lütfedilen koç, Hz. İsmâil’in vücuduna feda olduğu gibi  :

Her kurban kesen Müslüman, kestiği kurban ile, kendi nefsini Allah’a fedâ etmeyi niyet eder, sonra kendi vücuduna bedel olarak kurbanlık hayvanı kesmeye niyetlenir. Şöyle ki  :

Yâ Rabbi! şu elimdeki kurbanlık hayvanı sana arz ediyorum. Vücuduma feda olarak, bu aciz kulundan kabul eyle Allahım! der. (Şir’atül-İslam 218)

Nitekim âyet-i kerimede bu hususa işaret edilmektedir :

“Ve (İsmâil’in yerine) ona büyük bir kurbanlık fedâ ettik”

KURBAN KESERKEN YAPILACAK NİYET

 Mühim kaynak kitaplar ve seleften gelen izahlara göre kurbanı tam keserken şöyle niyet edilmelidir ki, bu tarzda niyet, müstehab’dır:

“Yâ Rabbi! niyet eyledim rıza-i şerifin için kurban kesmeye.

Bana ihsan ettiğin sayısız nimetlerin şükründen âcizim. Üstelik, benim şu vücudum çok kabâhatlar, çok günahlar işledi. Affedilebilmem için bu vücudu sana kurban etmem lazım. Lâkin sen insan kurban etmeyi haram kıldığından, bu günahkar, bu âciz vücuduma bedel olmak üzere senin rızâ-i şerifin ve emri şerifin mucibince, lütfettiğin bu kurbanı kesiyorum, kabul eyle Allahım”

Bu niyetten sonra üç defa “Allahu ekber Allâhu ekber. Lâ ilâhe illellâhu vallâhu ekber. Allahu Ekber ve lillâhil-hamd” diye Tekbir getirilir ve  :

“Bismillahi Allâhu Ekber” denip kurban kesilir. Yapılacak vazife budur.

Elinden geliyorsa kurbanı sahibi kesmelidir. Değilse münasip gördüğü bir müslümana vekâlet verip kestirebilir. Kesilirken kurbanına bakıp, şahit olması faziletlidir. Başkasına vekalet vererek kurbanını kestirecek olanlar da, yukarıdaki gibi niyet ederler.

MÜMKÜN İSE OKUNACAK DUA

– Yapabilenler, yukarıdaki niyetten sonra, Kur’ân-ı Kerimden iktibasla şu duâyı okuyup, sonra tekbir getirmesi faziletli olur. Okunamazsa, kurbana bir zarar vermez.

“İnnî veccehtü vechiye lillezî fatares-semâvâti vel- arde hanîfen vemâ ene minel-müşrikîn” (En’aam suresi 79)

MANASI : “Ben, hanîf ve müslüman olarak yüzümü, gökleri ve yeri yaratan Allah’a çevirdim ve ben müşriklerden değilim”.

İKİ REK’AT NAMAZ

Kurban kesildikten sonra iki rek’at teşekkür namazı kılınır. Bu namazda fatiha’dan sonra birinci rek’atte kevser suresi, ikinci rek’atte ihlas suresi okunur.

Artık o anda, münasip dua ve niyazda bulunmalı ve bilhassa kurbanın kabulü ve İslam’ın selameti için yüce Allah’a dua yalvarmalıdır.

Bu namaz  müstehab’dır. Ailenin diğer fertleri de bu namazı kılabilirler. Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur :

“Kurbanınızı kestiğinizde bıçağı elinizden bırakın, sonra iki rek’at namaz kılın !  Müslümanlardan hangi kimse bu iki rek’at namazı kılar da Allah’tan bir şey isterse, Allah Teâla o kimseye elbette o istediği şeyi ihsan eder.  Namazdan sonra da şöyle söylesin :

İnne salâti ve nusuki ve mahyâye  ve memâti Lillâhi Rabbil-âlemin.

Lâ şerike lehü ve bizâlike ümirtü ve ene minel-müslimin. (Enam 162-163  Bahrul udhiye 58)

Manası  :

Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi, Alemlerin Rabbi olan Allah içindir. O’nun ortağı yoktur. Bana ancak bu emrolundu ve ben hâlis Müslümanlardanım”

KURBANIN KESİLME ŞEKLİ

 Kurbanlar, eziyet vermeden yatırılıp, sol tarafı üzerine  kıbleye doğru çevrilir. Ayaklarından üçü bağlanır, üstte kalan sağ arka bacağı bağlanmaz. Büyük baş hayvanlarda güçlük halinde dört ayağını da bağlamakta beis yoktur.

 Bir hayvanın, meşru bir şekilde kesilmiş olması için : Nefes borusu ve Yemek borusu ile, boynun iki yanında bulunan ve Şah damarı denilen iki kan damarını kesmek suretiyle boğazlanması lazımdır.

Bu dört damarı kesmek, sünnettir. Bunlardan hangisi olursa olsun, üçünün kesilmesi, İmam-ı A’zam’a göre kafidir. İmam Ebu Yusuf’a göre nefes borusu ile yemek borusu ve o iki damardan biri kesilmelidir. İmam Muhammed’e göre de bu dört şeyden her birinin ekserisi kesilmiş bulunmalıdır.

Kesilen her hangi bir hayvanın canı çıkmadan, Murdar iliğini kesmek,  yanlıştır, mekruhtur. Canı çabuk çıksın diye yapılan bu hareket, hayvana çok şiddetli acı vereceğinden, kesim yapılınca, kanı iyice akıp, ızdırabı sakinleşinceye kadar, kendi halinde bekletilir. (Bizim de bir gün, acaba hangi şartlar altında can vereceğimiz düşünülmeli ve o hayvanın, canını bizim için feda ettiği unutulma-malıdır). (Şir’atül-islm 222)

 Kör bıçakla kesmeye uğraşmak veya canı çıkmadan murdar iliği kesmek, hayvanı ensesinden kesmek canı çıkmadan yüzmeğe başlamak ve kelleyi gövdeden ayırmak, hayvanı kıbleye çevirmeden kesmek ve lüzumsuz yere incitmek mekruhtur. Bıçak kesmezse, hayvan yaralı beklerken bıçak bilemek haramdır. (Vahdeti)

 Kurbanın karşısında veya onu yatırdıktan sonra bıçağı bilemek ve boğazlarken başka bir hayvana göstermek mekruhtur. (Dürr-ü Muhtar)

 Koyun, keçi ve sığırda çene altından, devede ise, göğsünden kesmek sünnettir, bunun aksi mekruhtur. Deveyi ayakta boğazlamak, diğer kurbanları yatırıp kesmek sünnettir. (Vahdedi)

KURBAN ETİNİN DAĞITIMI

En makbul olan şudur ki, Kurban eti, üç kısma ayrılıp  :

 -Bir kısmı fakirlere dağıtılmalı,

-Bir kısmı komşu ve ahbaplara,fakir-zengin ayırmadan verilmeli (Tecrid. 12-37)

-Bir kısmı da nafaka olarak ev halkına bırakılmalıdır.

Aile efradı kalabalık olup, fazla da varlıklı olmayanların, kurban etinin tamamını çoluk çocuğuna yedirmesi daha uygun ve müstehab dır. (Hülasa)

Ancak, vakti hali iyi olan kimse, hiç olmazsa üçte birini fakirlere ve ilim, irfan talebelerine muhakkak tasadduk etmelidir.

 Yukarıdaki taksimat avama göredir. Havâs’dan olan müminler, kestikleri kurbandan, sadece iftar eder ve gerisini fakirlere tasadduk ederler.

 Halkın, çoluk çocuğunu doyurmakta sıkıntı çektiği zamanlarda, kurban kesenlerin, kurbanlarının etinden üç günden fazla yemelerini, peygamber efendimizin yasakladığını, Hz. Ali’nin bir hutbesinde ifade ettiği Buhari muhtasarı Tecrid-i Sarih’de kaydedilmektedir. (Cilt 12 S.36)  BAK

aşağıdaki mezhep imamlarının görüşü ile telif edilmelidir. Hükmün neshedildiği notu var,

Bununla beraber, kurban etinin üç günden fazla zamanla yenilmesi mubahtır, câizdir. Mezhep imamlarının dördü de bu görüşe sahip olmuştur. (Tecrid.12 -36)

 Kurban etini dağıtırken, çokça ve iyi tarafını, sayılır zengin kişilere, diğer taraflarını fakirlere vermek, mümine yakışır bir davranış değildir.

 Kurban bayramında sabah yeme işini tehir edip, kurban etinden iftar etmek müstehab ve faziletlidir. Zilhicce’nin ilk dokuz gününde oruç tutup, onuncu bayram sabahı, bir şey yemeden evden çıkan ve kurbanını kestikten sonra iftar eden kişi, onuncu gününü de oruç tutmuş gibi olacağından, kurban etinden yemeğe, İFTAR denilmiştir. Bunda, Hz. peygamberin ashabına ittiba manası vardır. Zira Ashâb-ı kiram, bayram namazını kılıncaya kadar çocukları bile yedirmezler ve bebeleri emzirmezlerdi. Evvela kurbanın ciğerlerinden yemek ise sünnettir.(şir’atul islam  222 -Bahrul udhiye 45)

 Abdullah bin Buride (R.A) den rivayet edildiğine göre :

“Resulüllah sallellahu aleyhi vesellem efendimiz, Ramazan bayramında bir şey yemeden evden çıkmaz, Kurban bayramında da, kurban kesip eve dönünceye kadar bir şey yemezler ve önce kurbanın ciğeri ile iftar ederlerdi.

 Kurban bayramında kurban kesmeye niyeti olan kimsenin, zilhicce ayının ilk on gününde bedeninden saç almaması ve tırnaklarını kesmemesi, o günlerde HAC’da ihramlı bulunan Hacılara benzemek ve ruhen onlarla beraber olmak bakımından rahmettir, berekettir. ??? (…    )

Bu, mutlaka yapılması gereken bir amel değildir ancak, o günlerde mü’minlerin bu ruh yapısı içinde bulunmalarının büyük kazançlara vesile olacağında şüphe yoktur. (Şir’a..Sh=223)

 Kesilen Kurban, sahibi adına feda olduğu gibi, kesilinceye kadar da kurbanın her organı; sahibinin organlarına bereket olur. Sakalına, bıyığına ve her bir saçına ve tırnağına rahmet ve selamet temenni eder. (Şir’atül İslam 223)

Nitekim Ümmi Seleme radiyallahu anha vâlidemizden rivayet edilen bir Hadis-i Şerifte, Hz. Resulüllah sallellahu aleyhi vesellem efendimiz meâlen şöyle buyurmuştur :

“Zil-Hıcce’nin ilk on günü girdiğinde sizden bazınız kurban kesmek niyetinde ise, saçlarına,  vücudundan hiçbir şeye (kurban kesinceye kadar) dokunmasın”. (Şir’atul-islam)

Bunun bir benzeri de şudur ki  :

“Sâhibi ile birlikte secde etmiş olması bakımından elbiselerin, secdede yere değecek şekilde salınmasını ve (geniş tutulmasını  Resulüllah (sallellahu aleyhi vesellem) tavsiye buyurmuştur (Şir’atül-İslm 223)

SEVABI ÖLÜLERE BAĞIŞLANMAK ÜZERE KESİLEN KURBAN

 Bir kimse, kendi parasıyla aldığı bir kurbanlığı kesip, sevabını bir ölüye hediye edebilir.

Kendi malından, sevabını ölmüş bulunan kimseye bağışlamak üzere kurban keseceğini söylemiş olan kimseye onu, kurban bayramı gününde kesmek vâcip olur.

 Ölmüş kimse adına kesilecek kurbanı, arefe günü kesmek şartmış gibi, İnsanlar arasında bir anlayış vardır ki, bu yanlıştır. Böyle bir hüküm, selef ulemasından nakledilmemiştir. (Bahrul-Udhiyye sh-46)

Bir hayvan keserek fukarâya dağıtmayı arzu eden kimse, onu istediği günde kesebileceği gibi, pek tabii arefe günü de kesebilir. Yani, arefe günü kesilen hayvan, bayram günü kesilen kurban gibi, udhiye kurbanı manası taşımaz, bir hayır ve tasadduk olmuş olur. Kurban kesme hususunda arefe gününün, normal günlerden hiç bir farkı yoktur. Udhiyye kurbanının zamanı ise bayramın ilk üç günüdür.

 Mevtâ için kesilmiş bulunan bu kurbanın etinden kesen kimse de yiyebilir. Ancak, Miras bırakan kişinin, kesilmesini vasiyet ettiği bir kurbanın eti, tamamen tasadduk edilmelidir. Böyle bir kurbanın etinden usul ve füru’a dâhil olan akrabaları yiyemez, çünkü bunun bir adak olma ihtimâli vardır. Adak olmadığı bilinirse yiyebilirler.

 Kurbanın kesilme vakti olan kurban bayramının üç günü dışında ve senenin her hangi bir gününde Allah rızası için kesilen hayvanlar, halk arasında kurban diye anılmakta ise de bunlar, bilinen mânada udhiye kurbanı olmayıp, yine Allah’a yakınlık maksadıyla ve sevab için yapılan tasadduk ve hayır kurbanlarıdır.

KURBANLARA İYİ MUAMELE ETMEK

 Bir Hadis-i şerifte meâlen şöyle buyurulmuştur :

“Kurbanlarınıza iyi muâmele ediniz, onları incitmeyiniz çünkü onlar, mahşer günü -sırat üzerinde- sizin binek vâsıtalarınız olacaktır”

Üç şey var ki, daha dünyada iken cemâl-i  İlâhi ile  müşerref olur :

1-    Şehid olan mü’miler.

2-    İftar saatinde mü’minin yediği ilk lokma.

3- Kurban olarak mü’minlerin kestiği  hayvanlar.

 Çünkü onlar Allahu zül-Celâl’in emrine boyun eğerek kesildiklerinden hükmen şehiddirler. Mevlâ ilham eder ve hayvan kesileceğini bilir. Onun için kesmeden önce onu hırpalamamalı, çok iyi davranmalıdır. (La Edri-Z.Sung.)

 Kurbanlara çok iyi bakmak, onları incitmemek son derece mühim olduğu gibi, diğer zamanlarda elimizde bulunan hayvanâta da şefkatli ve merhametli davranmak, İslâm’ın ve imanımızın icâbıdır.

Tavuk cinsi hayvanları, pazardan alıp, ayaklarından asarak saatlerce eziyet etmek, mahşerde Allah’a hesap vereceğine iman etmiş insanın cesâret edebileceği bir iş değildir. Herkes bunun acısını, evvelâ kendisi can verirken çekecek ve mahşerde en ağır şekilde bunun hesabını verecektir. Bir Hadis-i şerifte meâlen :

“Yer yüzünde olanlara (mahlukaata) merhamet edin ki, gök yüzündeki (Melâike ve Ruhâni) ler de size merhamet etsin!”. (Yani ölüm ânında, kabirde ve mahşerde yardımınıza koşsunlar) buyurulmuştur. Ki, ne yüce bir ikazdır. Yine bir Hadis-i Şerifte meâlen şöyle buyrulmuştur :

“İnsanlara merhamet etmeyene,  Allah merhamet etmez” 

KURBAN KESMEYİ İHMAL EDENLER

– kurban kesmeye muktedir olduğu halde bu şerefli vazifeyi ihmal edenler, hadis-i şeriflerde şiddetli surette zem olunmuşlardır. Peygamber (s.a) Efendimiz   :

“Bir kimse, kurban kesmeğe mâlî bir imkân bulur da kurban kesmezse o kimse sakın bizim mescidlerimize yaklaşmasın“ Diğer bir rivâyette:  “Şefâatimize nâil olamaz” buyurmuştur. (Buhari Tecr.12-34)