Ibrahim Aleyhisselam

– Hazret-i İbrahim ve oğlu İsmâil aleyhisselam’ı ibretle bir düşünelim :

Evlat hasreti çeken Allah’ın Halil’i İbrahim aleyhisselam, sonunda kendisine lütfedilen biricik  oğlunu, en sevimli çağında, Allah rızâsı için kurban etmekle emir olunmuştur.

– Daha önceleri, İbrahim aleyhisselam’ın Allah için yaptığı büyük hayırları ve cömertliği  gören melekler, insan kıyafetinde kendisine gelerek :

“Ey İbrahim! Bu kadar cömertlik sana hiç zor gelmiyor mu?” diye sormaları üzerine :

“Bunların ne ehemmiyeti var? Bir oğlum olsa, Allah rızası uğrunda onu bile kurban ederim” demiş ve bu söz, ilahi kayıtlara geçmişti.

Evladı olmayan İbrahim aleyhisselam o günlerde :

“Ey Rabbim ! bana salihlerden olacak bir evlat ihsan eyle!“.  (Saffat su.100)

diye dua ediyordu. Cenab-ı Hak, nice hikmet ve ibretlere vesile olmak üzere kendisine ilerlemiş yaşında uysal bir evlat ihsan ettiğini şöyle bildiriyor :

İşte  biz de ona  uslu bir oğul müjdeledik.  (Saffat 101)

Sonra aradan uzun seneler geçti. Hz. İbrahim, daha önce kendisine gelen meleklere konuştuğu bu “Allah için, oğlumu bile kurban ederim” sözünü, zaman içinde unutmuştu.

Sonra, üst üste gördüğü rü’yalar, bunu kendisine hatırlattı. Şöyle ki  :

– İbrahim aleyhisselam : yetişme çağına, iş ve ihtiyacına koşma durumuna gelmiş bulunan oğlu İsmail’i yanına alarak Kâbe’yi inşa etmiş ve İsmail de ona yardım etmişti. Bina tamamlanınca Beytullah’ı  hac ve tavaf etti. Hac erkanını tamamlayıp ayrıldıktan sonra terviye günü yani, arefe gününden bir gün evvel  bir rüya gördü. Rü’yasında bir ses kendisine :

“Allah sana, bu oğlunu kurban etmeni emrediyor”  diyordu.

Sabah olunca İbrahim aleyhisselam uzun uzun düşünceye daldı. Bu hüküm, acaba Allah tarafından mı, yoksa şeytandan mı? dedi. İşte bu tereddütten dolayı bu güne TERVİYE  GÜNÜ denildi.

Akşam olunca gece, aynı rüyayı tekrar gördü ve bildi ki bu rü’ya Allah tarafındandır. Böylece o güne de AREFE GÜNÜ denildi.

Sonra üçüncü gece aynı rü’ya tekrar etti. Bayram gecesi Hz. İsmail’i kurban ettiğinin tatbikatını gördü ve bu güne de KURBAN GÜNÜ denildi. (Şir’atül-islam 219)

– Peygamberlerin rü’yası vahiy olduğu gibi, tabirleri de vahiy eseri olduğundan, İbrahim aleyhisselam böyle görmüş, böyle tabir etmiş ve dolayısıyla böyle vahiy almış olmakla artık bu, yerine getirilmesi vacip olan, “Hak bir emir” olmuş oluyordu.  (Elm tefsiri 6-422)

– Bu suretle, nezrini kesin olarak hatırlamış olan İbrahim aleyhisselam, İsmail’in annesi Hz. Hacer validemize bayram sabahı, evladına en güzel elbiselerini giydirmesini, onu yıkayıp süslemesini  emrederek sonra Hz. İsmail ile yola çıkmışlardı.

– Evladını kurban için, baba-oğul yola çıkınca, şeytan hayrette kalıp kendi kendine  :

“Böyle imtihan da hiç görmedim, İbrahim bu işi de yaparsa ve ben böyle bir meselede onları caydıramazsam bir daha ebediyen onlara tesir edemem ve üzüntümden helak olurum”  demişti.  (Şir’atül islam 222)

Derhal bu işe  engel olma yollarını aradı. İnsan suretine girerek evvela Hz. İsmail’in annesi Hacer validemize gitti ve ona   :

“Evladın kurban ediliyor haberin olsun ! ”

dedikten sonra, enva-i çeşit vesveseler vererek bu işe mani olmasını telkin etmişti. Sonunda Hazret-i Hacer :

“Onun babası peygamberdir, yanlış iş yapmaz. Eğer Allah ona, oğlunu kurban etmeyi hakikaten emretmiş ise;  o zaman o emre, ben de itaat ederim” diyerek şeytanı huzurundan kovunca,  bu defa İblis :

Baba-Oğul’u tâkibe başlamış ve Mina mevkiinde yine insan kıyafetinde Hazret-i İbrahim’e  yaklaşıp :

“Evlat kurban edilir mi ? bundan vazgeç

diyerek  onu şüpheye düşürmeğe çalıştı. Nice akıl almaz vesveseler vererek aklını karıştırmak istedi ise de, bunda da  muvaffak olamadı. Hz. İbrahim yerden aldığı bir taşı şeytan’ın suratına fırlatıp uzaklaştırmıştı. (Bir rivayete nazaran gözünü kör etmişti).

 

– İbrahim aleyhisselam, kendisine vesvese vermek isteyen şeytanı Mina mevkiinde taşladığından dolayı, aynı mahalde şeytan taşlamak bir sünnet olarak devam etmiş ve ahir zaman peygamberinin şeriatında da yer almıştır.  (şir’atül-islam- 220)

– Ne zaman ki, İblis ümitsizlik içinde onlardan uzaklaştı; Hz. İbrahim, oğlu İsmail  ile baş başa kaldı ve onunla istişare emek istedi.

Allah’ın emri kesinleşmiş ve kendi kararı sonuçlanmış ise de, oğlunun da, bu işin Allah tarafından bir emir ve imtihan  olduğunu bilmesini ve ona göre sabır ve sebat göstermesini arzu ediyordu.

Aslında biliyordu ki : oğlu İsmail aleyhisselam da, bu ilahi emre boyun eğecek İman ve ruh yapısına malik idi. İşte böylece kendisine meseleyi açtı  ve ayet-i  kerimede bildirildiği üzere şöyle söyledi :

Yavrucuğum! Rü’yamda seni boğazladığımı görüyorum; bir düşün bakalım,  ne dersin?  (Saffat 102 Sh.450)

-İsmail aleyhisselam : Rabbim sana,  beni kesmeni emretti mi ?

-Hazret-i İbrahim de :   Evet,  dedi.

Bunun üzerine İsmail aleyhisselam şöyle cevap verdi :

“Babacığım! sen ne emrolundunsa onu yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın” dedi.

Evet, hak rızası uğrunda baba, güzellik nişanesi, biricik yavrusunu, sevgili oğlunu kurban etmeyi göze alıyor ve evlat da, o gencecik yaşta mübarek canını feda ediyordu.

– İsmail aleyhisselam şöyle  devam etti  :

“Babacığım, sen insanları Allah’a davet ettin diye Nemrut tarafından ateşe atıldığında teslimiyet gösterdiğin için, Allah senden nasıl razı oldu ise, Ben de Senin oğlunum!. Kurban olmaya sabrederim, böylece   Rabbim, inşaallah benden de razı olur” dedi.

Hazret-i  İsmail, sözlerine şunları ilave etti   :

“Babacığım, keseceğin zaman ellerimi iyice bağla ki, benden sana bir sıkıntı gelmesin ve Allah’a karşı benim kazancımdan bir şey eksilmesin. Çünkü, ölümün şiddeti ağırdır. Gözümü mendille ört ve yüzümü toprağa doğru çevir. Zira, babalık şefkatinin, Allah’la senin arana girip vazifeni yapmana engel olmasından endişe ederim” .

Bunun üzerine İbrahim aleyhisselam :

Ne güzel bir yardımcı oldun sevgili yavrum, seni Allah’ın emrine bihakkın bağlı buldum, dedi.  (Şir’atül islam 219)

– Ne zaman ki Hz. İbrahim, evladının ellerini bağlayıp onu yanı üzere yere yatırdı. Elleri bağlı iken Hz. İsmail, kendi kendine  düşünceye daldı ve sonra seslendi :

“Babacığım çöz  çöz…!      Ellerimi çöz!

Rabbimin emrini infaz ederken : istemeyerek yapıyor gibi görünmek istemem. Melekler, Halilullah İbrahim’in oğlunun, Allah’a ve onun emrine itaatkar olduğunu görsünler ve bunu böyle bilsinler. Ellerimi çöz, bıçağı boğazıma tut ve hakkını vererek, boğazıma sür.(Şir’atul-islm.220)

Sonra, bağlı olmadan ellerini ve ayaklarını yere uzatıp, yüzünü toprağa çevirdi. İsmail’in yüzünü bir mendille örttü ve sonra bıçağı bütün kuvvetiyle sürdü. Bıçak, Allah’ın izni ile kesmedi. İkinci defa itina ile çekti, yine kesmedi. Acaba bıçak körelmiş olabilir mi düşüncesi ile yakınında bulunan taşa sürterek bıçağı iyice biledikten sonra tekrar denedi fakat bıçak asla  kesmiyordu…Bu arada Hazret-i İsmail babasına :

Neden gevşek davranıyorsun babacığım!”dedi. İbrahim aleyhisselam :

“Bıçak kesmiyor, sevgili yavrum”  deyince :

Hz İsmail  : “Bıçağın sivri ucunu kullanarak dene” dedi.  Onu da yaptı fakat, bıçak Allah’ın emri ile kesmekten kaçındı. (şir’atül İslam 220)

 

-İyice hayrette kalan Hz. İbrahim kendini tutamayıp, bıçağa sitem etti:

-Şu körpe vücudu neden kesmiyorsun! Rabbime karşı vazifemi yapmama neden engel oluyorsun ey bıçak! …

-Bıçaktan ses yükseldi  :

 – Sen : “KES” diyorsun… Âlemlerin Rabbi olan Allah ise “KESME!”  diyor Ey İbrahim ! dedi.

Hz. İbrahim, hayretler içinde kalmıştı.

– İşte tam bu esnada o muhteşem tabloyu göstermek için Yüce Allah, semavat’ın  perdesini kaldırarak melekler âlemine :

“Ey meleklerim! insanoğlu, Allah için neler yaparmış bir görün”. Zira ben, yer yüzünde bir Halife olacak insan neslini yaratacağım, dediğim zaman : 

 “Melekler : Ya Rabbi, bizler hamdinle seni tesbih ve takdis edip dururken, yer yüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun? dediler. Ben de size : Sizin bilemeyeceğinizi, herhalde ben bilirim, demiştim.  (Bakara 30 Sh-7)

 

Bakın bakalım, hem de, en büyük düşman olan Nefs-i Emmâre ile yaratılmış bulunan insanların, Allah için ne fedakarlıklar yaptığını bir görün!“ diyerek,

Gök alemini titreten, Hz. İbrahim ve oğlu İsmail’in o teslimiyet tablosunu, onlara göstermişti.

Melekler hayretlerinden “Allahu Ekber, Allahu Ekber” diyor ve bu tekbirler, meleküt alemini inletiyordu. Tam o esnada Hazret-i Allah Cebrail aleyhisselam’a :

“Halil’im İbrahim’e  kurbanlık koç’u yetiştir!” Emrini verdi ve cennetten alınan kurban ile Cebrâil aleyhisselam, bir anda yetişiverdi.

– İşte Yüce Mevlâ, Halil’i olan İbrahim aleyhisselam’ın sadakat ve fedakarlığını böyle büyük bir imtihanla denemiş ve sonra onu lütufla karşılayıp, o sadık dostuna şöyle nidâ etmişti  :

Ey İbrahim! Hakikaten sen ; rüyanı tasdik ettin, onu gerçekleştirdin. Şüphesiz biz, Muhsinleri  işte böyle mükafatlandırırız. (Saffat 105 S-451)

Bir anda kendisini toparlayan İbrahim Aleyhisselam, başını kaldırınca, Mina dağının eteğinde, elinde güzel bir koç ile Cebrail aleyhissilam’ın geldiğini gördü. Ve kendisine :

“İsmail’e bedel olarak aziym bir kurban feda ettik fidye verdik”

“Bu kurban, oğlun adına fidyedir. Artık oğlunu değil, onun yerine şimdi, bu KOÇ’u  kurban edeceksin”  denildi .

 

– Bu seslenişin; ne büyük bayram, ne tarife sığmaz bir sevinç meydana getirdiği tasavvur edilmelidir. Bu müthiş tablo karşısında hayrette kalan Hz. Cebrail :

– Allahu Ekber Allahu Ekber” diyerek  tekbir getirdi. Arkasından İbrahim aleyhisselam  :

La ilahe illellahu vallahu Ekber, dedi. Kurban olmaktan son anda kurtulan Hazret-i İsmail  de, ayağa kalkarak şöyle tamamladı:

Allahu Ekber Velillahil-hamd.  (Allah,çok büyüktür. Hamd, O’na mahsustur)

Ve Hazret-i İsmail’in yerine ihsan edilen koç, bu tekbirlerle kurban edildi.

Bu tekbirler ne tatlı, ne ibretlidir. Ne büyük mana ve hikmetler taşımaktadır!.